Sizi bilmem ama ben bir etkinliğe giderken mutlaka "ev ödevimi" yaparım. Salvador Dali İzmir'de demiştik, sergiye gitmeden önce bir fikir edinmek adına biraz karıştırdım internet deryasını.
Dali hayatı boyunca, 1500'den fazla resim ve onlarca heykelin yanı
sıra, çeşitli taş baskı eserler, kitap illüstrasyonları, tiyatro
dekorları ve kostümleri üretmiştir. Ayrıca,
Man Ray, Brassaï, Cecil Beaton ve Philippe Halsman gibi fotoğraf sanatçılarıyla ve Elsa Schiaparelli,
Christian Dior gibi moda tasarımcılarıyla beraber çalışmıştır.
Salvador Dali'nin yazdığı kitaplar:
- Salvador Dali'nin Gizli Yaşamı (1942)
- Illustrations for Macbeth (1946)
- Ustalığın 50 Büyülü Sırrı (1948)
- Bir Dahinin Günlüğü (1963)
- Le Diners De Gala (1973)
Salvador Dali farklı alanlara ilgi duymuş, ressamlığın yanı sıra
heykeltıraşlık, fotoğrafçılık ve filmcilikle de ilgilenmişti. Ancak,
bilime apayrı bir önem verdi. 1930'larda ilham kaynağı optik ilüzyonlar
ve çifte görüntüler, 1940'da Max Planck'ın kuantum kuramı, 1945'teki
Hiroşima faciasından sonra atomun parçalanmasıydı. 1950'lerin başında ise dikkatini Alman fizikçi Werner
Heisenberg'in "tanecik"lerine vermişti.
1953'te, Nature dergisinin 171. sayısında, Watson ve Crick'in DNA
yapısını açıkladıkları ünlü makaleyi okuyup Crick'in karısı Odile'in
çizdiği çift sarmal yapıyı gördüğünde, "İşte" dedi, "Tanrı'nın var
olduğunun en önemli kanıtı. DNA, Yakub'un genetik meleklerden
oluşturduğu bir merdiven ve insanla Tanrı arasındaki tek bağlantı."
Bu tarihten başlayarak tam 23 yıl boyunca, DNA molekülünün yapısı,
hem gündelik yaşamının, hem de sanatının ayrılmaz bir parçası oldu. Çift
sarmalın, yaşamın temel şekli olduğuna inandı ve on kadar tablosunda bu
simgeyi kullandı. "Kelebekli Manzara, DNA'li Sürrealist Manzarada Büyük
Mastürbatör" (Butterfly Landscape. The Great Masturbator in a
Surrealist Landscape with D.N.A.) adlı tablosunda, Freudyen simgelerle
dolu araziye, DNA'yı üç boyutlu biçimde yerleştirmiştir.
Dali, 1980'lerden başlayarak ölümüne dek, matematikle ilgilendi.
Özellikle, sürekli fonksiyonların sürekli olmayanlara dönüşebileceğini
ve bir fonksiyonun değerinin aniden değişebileceğini (yani sakin sakin
duran bir köpeğin aniden üzerinize saldırmasının matematiksel ifadesini)
gösteren Fransız matematikçi Rene Thom'un katastrof teorisine ilgi
duydu. Son eseri Çatalkuyruk'da (The Swallowtail) olduğu gibi, çok
sayıda matematiksel sembolü resimlerine taşıdı ve onlar aracılığıyla
yaşam felsefesini yansıtmaya çalıştı, ancak DNA molekülüne tutkusunu
hiçbir zaman kaybetmedi.
Son olarak da, Türkiye'de pek bilinmeyen ama bizim oralarda "Çupa Çups" veya İngilizce telaffuzu ile "Çapa Çaps" olarak bilinen bir lolipop
markası olan
Chupa Chups'un tasarımı da
Salvador'a aitmiş!